YUSUF's profileİSLAM KALBİMİZDE (Kocayu...PhotosBlogListsMore Tools Help

Windows Media Player

Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
latife pamukwrote:

Geldi hazân, Yine hüzün, Yine gam

Cümbüş kırık, neyzen suskun, ney suskun
geldi hazân, yine hüzün, yine gam
şarkı suskun, meyhan suskun, mey suskun
geldi hazân, yine hüzün, yine gam
gönüllere elem konuk her akşam

bülbülü bir güle zar eylemişler
dünyayı sevene dar eylemişler
sevdayı göğsüme nar eylemişler
geldi hazân, yine giryan, yine hüsran
yine hicran, yine hüzün, yine gam
bir kara dumandır iner her akşam

hicran dilsiz, yaş gözsüz, mevsimler güz
şair suskun, şiir suskun, tar sözsüz
yine boyun büktü akşamlar öksüz
geldi hazân yine efkar, yine ah-u zar
yine hasret, yine gurbet, yine gam var
bir ince sızıdır nereye baksam

rüzgar hicran inler gönül secdede
nağmeler aşkı kanar her hecede
ay küser bir efkâr basar gecede
geldi hazân, yine hüzün, yine gam
bir ince sızıdır nereye baksam

felek ki demirden örmüş ağını
ceylanlar aşk için yakmış dağını
gazeller savurmuş gönül bağını
geldi hazân, yine hüzün, yine gam
bir kara dumandır iner her akşam

yine efkar vakti, her yer karardı
bahçe gazel döktü yaprak sarardı
her sokak başını bir elem sardı
geldi hazân, yine giryan, yine hüsran
yine hicran, yine hüzün, yine gam

tipi bize, boran bize, kar bize
feryat bize, figan bize, zar bize
hicran bize, fizan bize, har bize
yine hazân, yine hüzün, ey Ozan
gönüllere elem konuk her akşam

hüzünlere yazılmış bir ömür bizimkisi
neylersin.




Apr. 5
No namewrote:
video izle para kazan!
www.ekgelirsitesi.spaces.live.com
Mar. 29
Jan. 30

sen nerdesin???

 
Ey kâinat!
Ey varlıklar âleminin en üstün yaratığını bağrında taşıyan dünya! Masum bebeklerin oluk oluk kanlarıyla ıslanırken toprağın, sen nerdesin???

 

 "Çocuklarımızın ayağına diken batsa,
yanaklarımızdan süzülen gözyaşlarımız var bizim...
Peki ya kaybolan düşlerini harabelerde arayan çocuklar...
Döktüğümüz gözyaşları dua olup kuşatsa ve ısıtsa, yüreği üşüyen her bir sevda pınarını..."

Jan. 14
yasmincanwrote:
-Dayanamıyorsan-
Yüreğini avuçlarıma bırak

Yıldızlar üşümesin gözlerinde
Salıver umutlarını gökyüzüne
Süreyya’dan uçurtmalarla
hayırlı akşamlar..
Jan. 13

Custom HTML

 
Photo 1 of 23

İSLAM KALBİMİZDE (Kocayusuf)

SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ
October 25

SAAT

  
February 17

DİNİ YAZILAR VE VİDEOLAR



 

  

   

   

         
         
         
         
         
         
         
 



                            5 AYET-İ KERİME

 

 

       




 



 

 


 

SEÇME  HADİSLER

 1

lang=AR-SA>قَالَ: لِلَّهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِرَسُولِهِ وَلأئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ         

(Allah Rasûlü) “Din nasihattır/samimiyettir” buyurdu. “Kime Yâ Rasûlallah?” diye sorduk. O da; “Allah’a, Kitabına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara” diye cevap verdi.

Müslim, İmân, 95.

 2

اَلإِسْلاَمُ حُسْنُ الْخُلُقِ

İslâm, güzel ahlâktır. 

Kenzü’l-Ummâl, 3/17, HadisNo: 5225.

 3

مَنْ لاَ يَرْحَمِ النَّاسَ لاَ يَرْحَمْهُ اللَّهُ

İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.

Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16.

 4

يَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا وَبَشِّرُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا

Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.

Buhârî, İlm, 12; Müslim, Cihâd, 6.

 5

إنَّ مِمَّا أدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلاَمِ النُّبُوَّةِ:

إذَا لَمْ تَسْتَحِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ

İnsanların Peygamberlerden öğrenegeldikleri sözlerden biri de: “Utanmadıktan sonra dilediğini yap!” sözüdür.

Buhârî, Enbiyâ, 54; EbuDâvûd, Edeb, 6.

 6

اَلدَّالُّ عَلىَ الْخَيْرِ كَفَاعِلِهِ

Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.

Tirmizî, İlm, 14.

 7

لاَ يُلْدَغُ  اْلمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ مَرَّتَيْنِ

Mümin, bir  delikten iki defa sokulmaz.(Mümin, iki defa aynı yanılgıya düşmez)

Buhârî, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63.

 8

اِتَّقِ اللَّهَ حَـيْثُمَا كُنْتَ وَأتْبِـعِ السَّـيِّـئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا

وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.

Tirmizî, Birr, 55.

 9

إنَّ اللَّهَ تَعَالى يُحِبُّ إذَا عَمِلَ أحَدُكُمْ عَمَلاً أنْ يُتْقِنَهُ

Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi  sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur.

Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 1/275; Beyhakî, fiu’abü’l-Îmân, 4/334.

 10

اَلإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ شُعْبَةً أفْضَلُهَا قَوْلُ لاَ إِلهَ إِلاَّاللَّهُ وَأدْنَاهَا إِمَاطَةُ اْلأذَى عَنِ الطَّرِيقِ وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ اْلإِيـمَانِ

İman, yetmiş küsur derecedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)” sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandandır.

Buhârî, Îmân, 3; Müslim, Îmân, 57, 58.

 

 

 

SEKİZ CENNETİN SEKİZ KAPISI VARDIR

SEKİZ CENNETİN SEKİZ KAPISI VARDIR


Birincisi beş vakit namaz kılan müminlerin imanıdır
İkincisi Besmele-i şerife dir.
Diğer altı sı da Fatiha-i Şerife nin içinde dahildir.

Sekiz cennet’in
1. dâri-celal
2. Dâri-karar
3. Dâri-selam
4. Cennetül huld
5. Cennetül mevâ
6. Cennetül adn
7. Cennetül firdevs
8. Cennetü naim dir.

Dâri celal : Beyaz nurdan dır
Dâri karar : Kırmızı yakuttan dır
Dâri selam : Yeşil zebercetten dir
Cennetül huld : Mercandan dır
Cennetül mevâ : Gümüşten dir
Cennetü adn : Altından dır
Cennetül firdevs : Hem altından hem de gümüşten dir
Cennetü naim : Kırmızı yakuttan dır.

Cennette dört ırmak akar .Bu ırmakların baş tarafı bir dir, dip tarafı ise başka başkadır.Her birinin lezzeti bir birine uymaz.
Bu ırmakların biri saf sudur.ikincisi saf süttür.üçüncüsü cennet şarabıdır.dördüncüsü de saf baldan dır.

Cennette yüksek köşkler vardır ve köşk eğilir,mümin o köşke biner ve istediği yere gider.Bu köşk’ün dünyadaki benzeri devedir.

Cennete Tuğbâ ağacı vardır ve bu ağacın gövdesi yukarda,dalları ise aşağıda dır.Bu ağacın dünyada ki benzeri ise Ay ve Güneş tir.

Cennet ehli yer,içer fakat hacet gidermezler.Böyle bir ihtiyaç olmaz.
Allah-u tealâ cennete ki kullarına seslenir “Benden daha başka ne istersiniz? Vereyim,zevk ve sefâ da olun.” Kullar da ;Yarabbi bizi cehennem den azât eyledin ve cennetine girdirdin, bu kadar huri ve gilman verdin,akla gelmeyen,gözle görülmeyen ve kulakların işitmediği bu kadar nimetler verdin artık bir şey istemeye utanırız derler.
Rabbül Âlemin yeniden hitap eder “Kullarım bunların dışında benden isteyeceğiniz bir şey var.”dediğinde kullar; Yarabbi artık bizim bir şey istemeye yüzümüz yoktur ve hem de ne isteyeceğimizi bilmiyoruz .derler

Rabbül Âlemin “kullarım sizin dünyada bir meseleniz olduğunda ne yapardınız?
Kullar Ulemâ ya danışırdık meselemiz hallolurdu
Hak Teâlâ Hazretleri “öyleyse gidin Ulemâ ya danışın haber alın,ne haber alırsanız size onu vereyim”
Kullar Ulemâ ya danışırlar
Ulemâ __sizler CEMALULLAH’ı unuttunuz mu?dünyada iken derdiniz ki Rabbimiz cennette,mekandan münezzeh olduğun halde cemalini bize gösterse diye arzu ederdiniz.Onu isteyin der.

Kullar da rukyet-i Cemâlullah-ı istediklerinde ,Allah-u Azimüşşan mekandan münezzeh olduğu halde cemâli bâ kemâli ni gösterir.
Kullar Mevlâ Teâlâ nın Cemal –ini gördüklerinde nice bin yıl hayran kalsalar gerektirrr…inşallah inşallah…inşallahhh…



BUGÜN ALLAH'A ŞÜKREDECEĞİM;ÇÜNKÜ:

 

 

Bugün Allah'a şükredeceğim; çünkü :


a.. Gökkuşağının damlalarını,
b.. Kar tanelerinin düşüşünü,
c.. Güneşin altın rengini,
d.. Gün batımının pembe morluğunu,
görebiliyorum

a.. Taze bir balığı,
b.. Yeni kesilmiş bir limonu,
c.. Yeni kaldırılmış samanları,
d.. Bebeğin altındaki pudrayı
koklayabiliyorum.

a.. Telefonun zilini, 
b.. Torunumun fısıldadığı sırları,
duyabiliyorum.

a.. Soğuğun keskinliğini ve ağrıların batışını,
b.. Kalbimin atışını ve gözlerimi kırptığımı,
c.. Bir yaprağın damarlarını,
hissedebiliyorum

a.. Dilimin üzerinde biberli sosun acılığını,
b.. Yoğurdun kaymağını ve cipsin gevrekliğini,
c.. Yeni dilimlenmiş bir greyfurdun ekşiliğini,
d.. Kokulu bir çayın burukluğunu,
tadabiliyorum.

Bugün; gözlerime, burnuma, kulaklarıma, ve
dilime teşekkür edeceğim.
Bunlar, dünyadaki iyi şeyleri ve Allah'ın iyiliğini bilmemi sağlıyor.
Bugün, ailem ve dostlarım, inançlarım ve bayrağıma teşekkürlerimi sunacağım.
Bugün her şeye teşekkür edeceğim,
Bugün;
"Allahım bana çok şey verdin.Bir şey daha ver,iyilik yüklü bir yürek" diyeceğim.

 



 

KALIBINI SECDEYE,KALBİNİ KIBLEYE BIRAK....

 

                                                                

Kalıbını Secdeye, Kalbini Kıbleye Bırak

 

Kıpırtısız bir boşluğa koyarsın alnını günde beş vakit. Secdenin alnını nereye değdirdiğinden habersizsin. Gösterişsiz bir yöne dönersin yüzünü; ışıktan yolları yoktur şehrin kıblesinin. Kıblenin yüreğini nereye götürdüğünü bilmiyorsun. Suskun bir duvarın dibinde oturur gibisin her tahiyyatta... Selâmının kimleri neşelendirdiğini tahmin edemiyorsun, aldığın selâmların sıcağını hissedemiyorsun. Adını bilmediğin bir deniz kıyısında yürür gibisin. Yüzünü görüyorsun sadece mavinin; derindeki incilerin pırıltısına dokunamıyorsun. Terazinin bu kefesindesin; varlığını inceltirken rükûlarda, karşı kefede neyi biriktirdiğini bilmiyorsun. Şimdilik hece hece tutunduğun duanın gölgesinin haber verdiği ışıktan nasibin pek az. Dudaklarını ıslatan abdest suyunun her bir damlasının dudaklarını hangi billur pınarlara değdirdiğini fark etmiyorsun.

 

Hüznünün kuytularından taşırdığın fısıltılarını dök seccadene…

Aynalarda aradığın avuntuları sök bakışının perçemlerinden..

Bulduğunu yitir bir tekbirin yankısında… De ki “ben buraya razı değilim!”

Yitiğini bul elini elin üzerine koymana fırsat veren vuslatın arefesinde.. De ki “ben sonsuzluğa adayım!”

Varı yok et secdenin yüzünde; benliğini sıfırın altına çek, varlığını sonsuzluğun başına taşı.

Yoğu var et niyetin fısıltısında; ettiklerinin değil niye/t ettiklerinin seni kurtardığını anla..

Diriyi öldür rükûların darağacında; teninden geç, bedenini yık dağ gibi..

Ölüyü dirilt dualarının burcunda; çağır günahın peltesinde dilsiz ettiğin ruhunu..

Umutlarını namazların ipeğine tane tane dizdiğini bil de sevin dostum. Namazın uçuruma atılmış en güzel gülündür senin. Namaz gülünün bin bahar olup içinde yankılandığını bil de sevin.

Bir namazı kaçırmış olmanın o hüznü yok mu? Hiç olmazsa onu al yedeğine? Sana müşfik bir vaize olsun…Pişmanlık değil midir bizi en çok büyüten? Yüzü yerde pişmanlıklarının kalbine attığı sızıları kaybetme lütfen.. Bu bize lazım.. Hep lazım.. İncelmiş duygularımızın izinde yürüyelim hep... İçimizdeki hüzün yol göstersin bize. Kırık kalbimiz, bükük boynumuz Rabbimizin rahmet dergâhına bitiştirsin secdemizi. Göz yaşlarımız rahmetin kucağına akıtsın yakarışlarımızı.

“Din sadeliktir” der peygamberimiz [asm].. Bu zamanda beş vakit namazı bir kenara koyup, aradaki vakitleri de namaz beklentisi içinde yaşaman yeter... Tesbihatını yapabildiğin kadar yap; “subhanallah”ı, “elhamdulillah”ı, “allahuekber”i dilinden kalbine indirmeye çalış. Sakın telaşlanıp kendini altından kalkılmaz dil kalabalıklarına, binlerce binlerce ezbere mahkûm etme daha baştan… Önce durul, namazın sükûnetini dinle...

Çevreni temiz tut

Çevreni temizle. Namaza kalktığın zaman, yeryüzünün bütün gürültülerini sustur, işleri durdur, yollardan ayrıl, kenara çekil. Ruhunun yanına park et, kalbinin ahengsiz çırpınışlarına mola ver. Kapat kapıları; başkalarını alma içeri; dudaklarını kapat yalana, boş söze... Lüzumsuzlukları terk et, silkele üzerindeki şehrin görünmez tozlarını, cebinden boşalt sahte paraları, elini göğsüne sokup alıp verdiğin nefesi, kâinatın o en eşsiz, en görkemli ahengini farket.

Yüzünü fenaya çevirmekten, ümitsizliğin karanlıklarında tüketmekten, gözlerini harama bakmanın kirinden, dilini yalanı/yanlışı dillendirmekten, dudaklarını boş sözlerin tozundan yıka, temizle. Ellerini şerre alet olmaktan yıka. Başını şu fani dünyada Rabbinin aziz bir misafiri olma şerefiyle meshet. Topuklarla birlikte ayaklarını da dünyadan yıka; seni yükselteceğini sandığın şeyleri ayaklarının altından çek. Namazın eşiğinde doğrul yeniden. Orada En Sevgili’nin en çok sevdiği halde olduğunu hatırla. Orada En Sevgili’nin en çok sevildiği hale büründüğünü bil. Kâinatın sahibinden, kalbini kudret elinde evirip çeviren Rabbinin en sıcak, en taze aferinini alıyorsun şimdi. Duyuyor musun?

Bedenini pak eyle...

Bedenini, elbiseni, namaza durduğun yeri temizle. Güzel bir kokuyu koklar gibi bedeninden sıyrıl, teninden ruhuna taşın. Mevki ve makamını yansıtan her türlü elbiseyi çıkar üzerinden. Irkınla övünmeyi bırak, kavminden ayrıl, ülkeni terket, varsa, müdürlükten istifa et. Sadece seccadenin yöneldiği yere yönel; bulunduğun yerin ihtişamından sıyrıl. Sadece yüzünün döndüğü yerde ara itibarını, kalbini Kâbe’nin eteğine bırak. Kıbleyi bulduğunda, başka türlü endişelerden yüz çevir. Her yanını saran kaygıları, korkuları, hüzünleri, abdest suyunun alıp götürmesine izin ver. Dağılan gönlünü geri topla, uçurduğun huzuru geri çağır. Gamı sil göğsünden, dünyalıkları yıka elinden, benliğini düşür yakandan. Öylece temizlen....

Ayıplarını kapat..

Her mescide gelişinde “güzel elbiselerini giyerek gel” (el-A'râf, 7/31) Ne kadar örtünürsen örtün, kendini Rabbinden gizleyemezsin. O bilir içinin içindekini. O bilir niyetini. O bilir kendine sakladığını ve kendinden sakladığını. Başkalarına görünür olmak için kılma namazını. Başkalarının gözlerinden kaç. Başkalarının takdirinden uzaklaş. Niyetinin vadisine koy kalbini. Rabbe yöneldiğin köşe, kendini başkalarından gizlediğin yerdir. Rabbine yüzünü çevirdiğin seccade, kendi kendine kaldığın demdir.

Nedir avret, ne demek avret yerini örtmek? Göründüğün gibi olamadığın kadar ayıpların var, göründüğünden geri kalan her oluş avret yerindir senin. Şimdi herkesin takdirinden uzak, tüm vitrinlerin parıltısına küs, her türlü gösterinin uzağında, seccadenin kuytusunda iken, kendi kendine sarılmışken, elini elinin üstüne koyup kendini kuşatmışken, yüzünü fanilerden dönüp sonsuza çevirmişken, diz çöküp benliğini büyüklemekten vazgeçmişken, eğilip doğru olmaya azmetmişken, secdede varlığını sıfırlayıp kendini aşmışken, avret yerlerini ört; yani, kendine sakladığın, kendinden sakladığın eksiklerini, ayıplarını, kusurlarını, herkesten gizlediğin hallerini yok et, ört. Herkesin huzurunda hesap verecek, kimseden utanmayacak bir hâl elbisesine bürün.. İki yakanı bir araya getir; olduğun hali göründüğün hale yanaştır. Söküklerini dik sözlerinin, dilini kalbine yanaştır; dilinle söylediğini kalbinle de söyle. Dikiş tutmuyorsa şayet, söylenmeyi bırak, sus, kalbinden geçmeyeni diline değdirme...

Kalbini kıbleye bırak...

Kalbini çokluğun perçemlerinden kurtar... Seni dünyaya doğru çekiştiren cezbeleri düşür yakandan. Seni yokluğun kuyusuna çeken kaygılardan uzaklaş. Seni uzaklara savuran rüzgârları sustur. Ruhunu ayrılıkların uçurumuna sürükleyen hüzünleri sil. Dünün hüzünlerinden yüz çevir. Yarının korkularını unut. An’ın içinde var et kendini yeniden. Yüzünün her noktasına her an rahmetinin güneşini değdiren Yaradan, kutlu nazarında ağırlıyor seni. Tebessümlerinin en güzel en tatlı hediye olduğunu söyleyen En Sevgili, âşinası olduğun, sıcağını özlediğin yüzlere çeviriyor yüzünü. Her şeyin alçaldığı, her işin meyvesizleştiği, her yüzün kirlendiği bu çağda, kıble kalbinin adımlayacağı kırmızı halı gibi serildi önüne. Seni özel eyleyen, seni biricik bilen Rabbinin rızasına yönel. Şehrin telaşlarını, dünyanın çekip çekiştirmelerini, günübirlik sevdalarını kıblenin kırmızı halısına adım atar atmaz uzaklara at. Kalıbını tuttuğun gibi, kalbini de tut kıblede. Her secdede Kâbe’ye değdir alnını. Yöneldiğinde, Kâbe’nin analık ettiği nurlu sütunun önünde ağırlanan aziz bir misafir bil kendini.

Vakti kaçırma...

Vakte dikkat et... Sabahın buğusunu değdir göğsüne, yapraklarında taze şebnemler ağırlayan bir gül gibi aydınlığa uyan. Göz kapaklarını araladığında seni nice aldanışlara düşüren düşlerden uyandığın gibi gönlünü de aç ki kalbinin ufkuna nice muştu güneşleri doğsun. Ellerinde dualar kelebekler gibi uçuşsun. Kimliksiz, isimsiz, önemsiz bir nutfenin ana rahmine tutunup insan olmaya yolculanması gibi, sen de var-yok arası varlığını, vefasız dudaklar arasında silinmeye ayarlı adını, bir mezar taşının insafına kalacak hatırını, Rabbinin rahmet kucağına bırak...

Dünyanın güneş gibi başına dikilip sözüm ona sahiciliğini, kalıcılığını sımsıcak kalbine düşürdüğü öğle vakitlerinde, telaşlardan sıyrıl, oyunlardan uzaklaş.. Ellerini kaldır tekbire, O’nu büyüklerken başka her şeyi küçük bil. Önemini O’na yönelmekte bil. Şimdilik burada olduğunu, ama ‘şimdilik’ olduğunu hatırla... Terkedeceğin gölgelerde, seni terkedecek gölgelerde oyalanma.. Bir tekbir ile dünyayı arkana at. Elinin tersiyle geride bırak gündelik sevdaları... “Oynamıyorum!” de. Seni herkesle ve her şeyle buluşturacak Rabbinin sılasına yönel. Yol açık, yola çık...

Gölgen uzadığında yeryüzündeki varlığının da azaldığını hatırla. Ne çok hatıran varsa, o kadar az ömrüm kalmış demektir... Gölge gibidir yaşanmışlıklar; onlar ardın sıra uzanıp çoğalırken ömürden nasibinin azaldığını haber verirler. Gölgelerin uzadığı ikindinin hüznüne, ihtiyarlığın habercisi gibi bak.. Şakaklarına kar yağan adamların toprağa yönelen yüzlerini giyin... Bedenini taşıyamayan acuzelerin kalplerine devşirdiği tesellilerin ardına düş. Hüsrana uğrayanların en sonunda yaşayacağı pişmanlığı düşür göğsüne..

Akşam vakti erişince, ufuklara kan ağlatan vedaları taşı yüreğine... varlık güneşin battığında seni sen eyleyecek yıldızlar besle namazın göğünde.. Sensiz batacak güneşleri düşün. Senin umarsızca batırdığın güneşlerin her biri, bir gün sensiz ve umarsız batacak güneşi ateşliyor gizlice.. Bunu bil ve bil ki namazını son namazınmış gibi kıl..

Yatsı vakti, suskunun üzerine çekilen yeni bir susku gibi geceyi kalbinin üstüne yayar. İçinin fısıltısına yanaştırır kulaklarını. Yüreğin boş sevdalardan boşanır. Göz kapağının tenine değdiği titrek çizgiye doğru çekilir varlığın. Sükûnetin nabzını doldurur gece. Varlığın kıpırtısı biter. Eşyanın kanı çekilir. Şehir yüzünü senden çevirir. Işığın seni uzaklara dürten cezbesi söner. Yatsı dudağını dudağına kilitler. İçinin kıpırtılarına dön yatsı vakti. Ölümün toprağı suskular çekmeden nefesine, şimdi alıp verdiğin her nefeste Rabbinin hatırını saydığını bil öylece yönel O’na... Dünyaya veda vaktidir yatsı vakti. Gün gelecek, yaşaman fazladan görülecek, ölümüne hiç kimse şaşırmayacak. Senin için ömrün gecesi başlayacak. Zaman siyah bir tül gibi üzerine örtülecek... Varlığının kalp atımları zayıflayacak. Heveslerin dünyadan yüz çevirecek. Öyle bilerek var secdeye... Benliğini sıfırla... Kaygılarının kışını erit secdenin sıcağında..                                                                                 Dr. Senai Demirci

 

 

 



HADİS DERYASINDA YOLCULUK....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 




HALAMI ALLAH'A TÖVBE ETMEZLER

 

Hala mı Allah'a tövbe etmezler ve O'ndan bagışlanma istemezler?

Allah, çok bagışlayandır, çok merhamet edendir.
Maide, 74


February 16

CHAT ODASI

 
Get your own Chat Box! Go Large!
 
-